• https://www.facebook.com/orduulubeytv
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=05443345252
  • https://twitter.com/OrduUlubeyTv?s=09
  • https://www.instagram.com/orduulubeytv
  • https://www.youtube.com/channel/UC1bzmqdZw5Cl40fzEyf8HXw

BÜLENT AKSOY

Köye yazarımız Bülent Aksoy bu hafta Mısırın Öyküsü konulu yazısını kaleme aldı.

 

 

Değerli Hemşehrilerim,     

   

       Çocukluğumun önemli bir bölümü çukur mahallesinde geçti.Çukur kendine münhasır naif ve kadirşinas insanların yaşadığı bir vadi idi.Çukurun bugün bile buram buram nostalji kokan huzur kokan Dumanlı sokağındaydım.Yaz ayları ve hafta sonları mekanımdı burası.Dedem ve anneannemin yanında kalıyordum.

 

       Evin allosunda(avlu) kocaman bir mısır tarlası imeceyle biçilmiş Kızılderili çadırlarını andıran şaşalı çitimanların arasında oyun  oynarken Salıya veya Merkeze gideceğimiz günü dört gözle bekliyorduk.

 

        Mısır’ın bir kısmı kurutulur çalıdan örülmüş mısır damına kaldırılır bir kısmı da unluk ayrılırdı.Mısır ekmekti tavuktu inekti Karadeniz’de evin duvarında renkti velhasıl bereketti.Sonu Yeşilçam yıldızlarının sonu gibi hazin ve acıklıydı çünkü popüler ürün fındığın azameti, şahmeti ve içi boş gösterişi mısırı bitirmişti.Esas oğlan fındık  olmuş yıldızı sönmüş mısırı öldürmüştü.

 

      Zahra öğütmeye Çukur ilkokulunun altından gidildiğini hatırladığım Gündüzlü ile Çukur arasında bir su değirmeninde öğütülürdü. Değirmeni rahmetli Dumano Sami emmim beklerdi vardığımızda suyun asil ve kudretli sesiyle taşa kükreyişini hayranlıkla izlerdik.

 

     Zamanla o kudret aziz dostu mısırın hasretiyle kuruyup gidecekti ve mısırın ahından fındıkta nasibini alacaktı.Öksüz kalan değirmenlerin gözyaşları kurumuştu ineği tavuğu geçtim adeta ne bel ne de bereket kalmıştı.Oysa kuru fasulye pilav gibiydi bizim için yoğurt ve mısır. Şimdi kaç çocuk bilir yoğurt doğramasını veya mısır öğmecini.

 

      Salı günü merkeze gideceksek Pazartesi gecesi uyku tutmazdı ya Dumano Cipçi Neşet dayımın cipiyle gidilir ya da yürüyerek gidilirdi. Yol şimdiki gibi Levent Aktaş ağabeyimlerin evinin önünden değil Seyfettin Şenel ağabeyimlerin evinin önünden keseneğe çıkardı. Oradan ver elini Ulubey kocaman bir şehirdi Ulubey.Öyle büyüktü ki anlatamam.Dedem Gaço Ali ustadan harçlığı kapar kapmaz hemen bir dondurma veya gazoz alınır karakolun hemen altında daha kapitalist sisteme teslim edilmemiş herkesin çok rahatça oturabildiği küçük şehir parkında içilirdi.Ne renkli simalar vardı.

 

      Rahmetli Malatyalo Rıfat dayım bacağında İngiliz külot pantolonunu ile sararmış bıyıklarının altından Birinci cıgarasını tüttürürken bize gülümserdi.İtfaiyeci Lütfü ağabey, Temel Ağa,Demirci Abdullah ağabey şehir kulübünün en güzel müdavimleriydi. Rahmetli Sarı Mustafa ağabey atıyla bir ekoldü.Adını sayamadığım bir sürü güzel insan adeta renk cümbüşüydü.

 

       Alışverişten sonra tekrar yola koyulunur Kamilin Mehmet amcanın dükkanında son rötuşlar yapılırdı.Bu bakkal adeta Münir Özkul’un Neşeli Günler filmi tadındaydı.Yaşar usta kıvamındaki Mehmet amcanın bakkalında sizi Ayla,Leyla,Süheyla adında üç güzel karşılıyordu.Sadece bakkal değildi burası nice sevdanın umudun ve hasretin de buluşma noktasıydı.Gündüzlü ve Çukurçongara’nın sevdaları,hasretleri bakkal Mehmet Sönmez eliyle buluşuyordu kimi zaman İstanbul’dan kimi zaman Almanya’dan.

 

     Dönüşte Seyfettin ağabeyimin anneannesinin de suyunu içmişizdir muhakkak ya da Kaymazlar’ın oradaki Odabaş puarından .Sokağa vardığımızda Kürtlerin evinin alındaki çağlayanın sesi sanki bizi görünce coşuyordu

 

     Nereden nereye? Kapitalist düzenin büyüsüne kapılan köylü her yeri fındıklık yaparken mısırın ahını aldı inek tavuk çağlayan pınar hiçbir şey kalmadı küstü resmen doğa.

 

       Biz şimdi nemi yapıyoruz hepimiz bir yana savrulmuş küçük bir virüsün esareti altında hapsolmuş gecenin bir yarısı eskiyi yad edip hayıflanıyoruz.Fındığın çocuklarına selam olsun…

SAYGILARIMLA…

 

124 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın