• https://www.facebook.com/orduulubeytv
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=05443345252
  • https://twitter.com/OrduUlubeyTv?s=09
  • https://www.instagram.com/orduulubeytv
  • https://www.youtube.com/channel/UC1bzmqdZw5Cl40fzEyf8HXw

HAMDİ TANSES

Yurt dışı temsilcimiz Bülent Aksoy un bu haftaki yurt dışından konuğu Türk halk müziğinin duayen ismi araştırmacı,derlemeci ve yazarı büyük usta Ordu’lu hemşehrimiz  Hamdi Tanses

      Yurt dışı temsilcimiz Bülent Aksoy un bu haftaki yurt dışından konuğu Türk halk müziğinin duayen ismi araştırmacı,derlemeci ve yazarı büyük usta Ordu’lu hemşehrimiz  Hamdi Tanses

      Ünye’nin eski adıyla Ginevur yeni adı ile Velibayraktar köyünde doğup 15 yılını koyunların peşinde çalınan kavalla geçiren ve daha sonra da aynı aleti iyi kullanan biri O. Yani Anadolu topraklarında Ordu’nun bağrında bir ozan.

 

      Yokluklar içinde ama müthiş bir doğa ve mücadele ortamında yaşam onunki. İlkokulu bile bin bir güçlük ama inatla dışarıdan bitiren, Ünye ilçesinde yine aynı zorluklar içinde liseyi tamamlayan, milyonlarca Anadolu insanı gibi, kapağı bir şekilde İstanbul’a atan bir arayışın ismi. Tıpkı isimsiz, bilemediğimiz yüz binlerce isimsiz genç gibi, ağır işlerde çalışıp üniversite bitirmeye çabalamış ve makine mühendisi olarak mezun olmuş.

 

       Koyunların arkasından çaldığı kavalla başlayan müzik sevgisini de birlikte götürdüğü İstanbul’da 6 yıl süreyle konservatuara devam etmiş. Gazino, park, TRT stüdyosu ayırt etmeden sürekli çalışıp ekmeğini kazanan ve günün birinde yolu, istemeyerek de olsa Almanya’ya düşen ve artık bu ülkeyi, daha doğrusu Mainz yakınlarındaki küçük bir kasabayı kendine yurt edinen bir şahsiyet Hamdi Tanses

 

      Hayat öyküsü, yukarıda yaptığımız gibi, öyle birkaç satırla özetlenebilecek gibi değil elbet.Gözlerinden eksik olmayan hayat ışıltısı, dilinden düşmeyen iyimserliği, hayatı her şeye rağmen sevmesi ve sözlerinde hep sevgiyi aşılamaya özen göstermesi, hele Anadolu türküleri deyince adeta hayatı derinlemesine soluyor.

 

       Sohbetimizde türkülerin dilinde kalmayı yeğliyoruz. Kolay değil, 6 yaşında başlamış kendini tanımaya. Amcalar ve köydeki diğer büyüklerden dinlediği türkülere daha o günlerden sevdalı Hamdi Tanses. O günlerde tutkun saza ve söze. Yöresel dilde “keşik” denilen ve bugün imece olarak anlaşılan köy toplantılarında dillenen Anadolu ezgileri dolaşıyor onun damarlarında. Hamdi Tanses’in tüm yaşamında soluduğu da bu türkü kokan kandan başka bir şey değil. O zamanlardan koymuş gönlüne ozan olmayı.Tesadüfleri aslında ona bunu hissettirmiş, bir nevi yaşatmış, hatta ortaokul yıllarında Ünye de bir kahvenin önün den geçerken bir aşığın “Seher de ağlayan bülbülü” söylemesine eşlik eder.Aşık kendisine ilerde büyük bir ozan olacağını söyler .Oradakiler Hamdi Tanses e biraz önce büyük bir ozanla türkü söylediğini söylerler.Bu kişi gönül gözü herkesten iyi gören büyük ozan Aşık Veysel den başkası değildir.Bir nevi el almıştır Veysel den.1960’lı yıllarda Hamdi Tanses zirvededir artık. İstanbul Açık hava tiyatrosunda büyük bir gazetenin organizasyonunda Aşık Veysel’le sahnededir ve Veysel Hamdi Tanses’i dinlerken Ünye’deki o küçük çocuğu hatırlar.

 

1967’de geldiği ve 1980’e kadar kaldığı İstanbul’da tanıştığı önemli müzik ustalarından beslendiğini söylüyor. İlk müzik derslerini Ahmet Yamacı ve Kanuni İsmail Hakkı beyden alıyor 1968-73 yılları arasında İstanbul Belediye Konservatuar’ında icra heyetine katılıyor.Adnan Ataman Hamdi Özbay ve Tuncer İnan gibi büyük isimlerden dersler alıyor.Ünlü saz yapımcısı Ragıp Akdeniz’e çok şey borçlu olduğunu söyleyen büyük usta Arif Sağ,Muhlis Akarsu,Yavuz Top ve Ahmet Yakışan’la birlikte çalışıyor.Safiye Ayla, Abdullah Yüce, Sevim Tanürek, Muzaffer Akgün ve İsmail Dümbüllü gibi dönemin saygın söz ve saz üstadları  ile aynı sahneyi paylaşıp Türkiye’nin bir çok şehrinde konserler veriyor.Anadolu’nun bir çok yöresini gezip halk türküleri derliyor.Bugün dillerden düşmeyen Hekimoğlu,Şu Akkuşun Gürgenleri,Ünye’den Çıktım Başım Selamet,Müdür Beyin Yeşil Kürkü,Yar Saçların Saçların gibi türkülerin derleme ve bestesi Hamdi ustanın elinden TRT arşivlerinde yerini buluyor.En son yazarımız Bülent Aksoy’un gerçek bir hikayeden esinlenerek yazdığı Yaşar’a Ağıt şiirinin düzenlemesi ve bestesini de yapıyor büyük Ozan.

 

      “Her insanda bir öykü vardır” denir. Hamdi Tanses’in öyküsü de öylesi zengin ki. Tek ideali olan ozan olmayı gerçekleştirdiğine inanıyor. “Çünkü bu his bana daha 6 yaşımdayken doğdu” diyor konuğumuz .

 

      Bülent Aksoy’un Türkü sizin için ne ifade ediyor?Sorusuna duayen isim;“Türkü benim için aşk demektir. Hayatımın her alanı demektir. Canım demektir. Varlığım, heyecanım, soluğum demektir. Her Anadolu insanı gibi benim de içimde parlayan anlatamadığım duyguların saza ve söze dökülmesidir.”

      Bu yanıtı duyduktan sonra, biraz duraklıyoruz. Türkü’nün bir insan için nasıl bir soluk ve varlık sebebi olabileceğinin sırrını anlamaya çalışıyoruz. Kolay değil, Anadolu’nun dört bir köşesinden belki çoğu gün yüzüne çıkmamış 2500’ü aşkın türküyü bu insan belleğinde, yüreğinde taşıyor. Anadolu insanının acılarını, sevinçlerini, umutlarını, düş kırıklığını anlatan on binlerce dize, yüz binlerce söz, milyonlarca sözcük. Nasıl bir koca yürek ki, bunların hepsini yıllardır yüklenebiliyor? Diye de sormadan edemiyoruz

 

      Hamdi Tanses, hayatını bu türkülerle, ezgilerle özdeşleştirmiş.Evde, yolda, sokakta hep seslendirdiği, mırıldandığı türküler. “Onlar benim her şeyim.” diyor  söylenmeyen türkülerin unutulmaya yüz tutacağından dem vuruyor ve: “Anadolu’da yitip gitmiş öylesi eserler var ki! Keşke birileri bunları hep söylese ve gelecek kuşaklara  erişmesine yardımcı olabilse.” diyor

 

      Hamdi Tanses bununla da yetinmiyor. Anadolu müziğini gelecek kuşaklara yansıtmak için belki de zor olanı deniyor ve bu eserleri söz ve notalarıyla, öyküleriyle kitaplaştırmış.Bu konuda Almanya’ya ve özellikle bu ülkede anadil dersi öğretmenliğinin yanısıra, “Ortadoğu” adıyla kurduğu küçük bir yayınevinin de sahibi olan Hüseyin Çölgeçen’e çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Onun desteğiyle yazdığı kitapların giderek büyüdüğünü ve Türkiye’de bile ses getirdiğini ekliyor. Bugüne değin Anadolu türkülerini işleyen on dokuz ayrı kitaba imza atmış hiç yılmadan.

 

      “Hiç yılmadım. Ben hep inandığım yöne gittim. Kitapların zorluk çekmeme rağmen, hepsine özenle eğildim. İstanbul Kitap Fuarı’nda 300 kitabın birkaç saat içinde kapışıldığı günü hiç unutamıyorum çünkü o güne değin, 40-50 sayfalık, derleme arşivlik kitaplar dışında yüzlerce eserin yer aldığı dolgun eserler hiç ortaya konmamış. Türkiye’nin önemli müzik yayınevleri beni arayıp iş birliği teklif etti. Birkaç yıl içinde beş ciltlik ve sadece türküleri nota söz ve öyküleriyle işleyen büyük bir eserim Say Yayınevi tarafından yayınlandı. Hatta gün oldu benden, Türkiye’nin değişik yörelerine özgü yerel türkülerden oluşan çalışmalar da istendi diyor gururla.

 

      Hamdi Tanses’in 41 yıllık Almanya macerası da ilginç. Daha doğrusu, türküler başına bela olmuş anlayacağınız. 80 öncesi, değişik bölgelerde yerel türküleri araştırırken, insanlarla bir araya gelmesi, türkü söylemesi, söyletmesi, notlar alması birilerini rahatsız etmiş olsa gerek, mesele “halkı örgütlüyor” suçlamasına kadar uzanmış. Bir süre Ordu Ünye’de gözaltı dönemi, İstanbul Selimiye Kışlası ve Metris’te günlerce tutukluluk ve biraz da hatırı sayılır işkence derken, Hamdi Tanses’in dünyası allak bullak olmuş. Daha sonra suçu olmadığı anlaşılarak serbest bırakılmış ancak onu en çok yıkan, yaşadığı işkenceden çok, aylar boyu Anadolu’yu dolaşarak, bin bir emekle topladığı unutulmaya yüz tutmuş, Anadolu türkülerini bir daha alamamış olması. Onu bugün bile üzen tek şey bu kalmış geçmişten.Burada Selimiye ve Metris anılarına değinirken yaşadığı iki olay karşısında duygulanıyor büyük usta:Suçsuzluğu anlaşılıp Selimiye Kışlası’ndan çıkarken hayranı olan bir üsteğmenin plağını istemesi ve Tanses’in ona “Benim türkülerimi dinlemek seni sıkıntıya sokabilir” sözü üzerine üsteğmenin “Ben de insanım” sözü ve Metris Cezaevi günlerinde üstünün ve başının kirden simsiyah olduğu ve bitlendiği bir dönemde onu tanıyan Ordulu bir askerin kendi elbiselerini Hamdi Tanses’e getirip vermesi büyük ustanın “Sana bir zarar gelmesin.” demesi üzerine “Ne olur ki? En fazla askerliğimi yakarlar.Biz Senin türkülerin ile büyüdük.” demesi derin izler bırakıyor kendisinde.

 

      20 Ağustos 1980 yılında bir “Gurbetçi “nin arabasına atlayarak, “Ver elini Almanya.” demiş. İlk durak Herten. Birkaç ay kafasını dinlemek amacıyla geldiği bu ülkede çoluk çocuğa karışmış Hamdi Tanses. Kendi çapında konserler  vermiş. Müzik ve saz kursları düzenlemiş. Bu kurslardan birinde ise, hayatı büyük bir yeni dönemece sürüklenmiş. Öğrencilerinden Ordulu Korganlı hemşehrimiz Hacer hanıma aşık olup, evlenmiş. Tanses ailesi yaklaşık otuz dört yıldır mutlu bir yaşam sürüyor Mainz kenti yakınlarında bol ormanlı küçük bir kasabada ve başarısında ve yaşamında en büyük destekçisinin eşi Hacer hanım olduğunu üstüne basa basa vurguluyor büyük ozan.

 

      Eda,Nida,Erdem isimli üç çocuk yetiştirmişler. Hepsi de iyi bir eğitim dönemi geçirmiş. Ya türküler? Hamdi Tanses burada da boş durmuyor ve  kızı Eda’yı güzel sesiyle türkülere kazandırmış. Kendisi ise, malum, Anadolu’dan binlerce kilometre uzakta, otantik eserleri araştırmaya, değerlendirmeye, gün ışığına çıkartmaya çalışıyor.

 

      Hamdi Tanses’in Almanya’ya girişi, burada sanatçı olarak tanınması, kendini geliştirmesi ve profesyonelce müzik yaşamına girmesi de ilginç. Her şeyi tesadüflerle gidiyor. Alman sınır kapısında gümrük polisleri, yaklaşık sekiz yüz Türk vatandaşını bir bölgeye toplamış ve sınır dışı işlemlerini hazırlıyor ancak görevliler elindeki sazı,Almanya’da hakkında yazılan gazete kupürleri ,TRT programları ve plaklarını  görünce,Hamdi Tanses’e “Sen sanatçısın galiba, sen geç bakalım.” demişler. Giriş o giriş.

 

      Bir diğer tesadüf ise, daha da ilginç. Almanya’nın Herte şehrinde büyük bir uluslararası müzik festivali var. Türkiye’den ise, Ruhi Su davetli ancak ünlü yorumcu Türkiye’den çıkış izni alamayınca, organizasyon yetkilileri, uzaktan tanıdıkları Hamdi Tanses’e böylesi bir teklif getiriyor. Bu güzel ortam, Tanses’in Almanya’da tanınmasına önemli bir yol açıyor.

 

      Yine bir tesadüften söz ediyor. Binlerce insanın izlediği bu büyük festivalde sahne alınca, programına Ordu, Tokat yöresinden yayla türkülerini alıyor. İzleyenler arasında olan bir Alman profesör Hamdi Tanses’in yanına gelerek,       “Ben bunca yıldır araştırma yapıyorum. Anadolu’yu karış karış gezdim. Alman     eski türkülerine benzeşen çok esere rastladım ancak okuduğunuz bu güzel eserleri hiç duymadım.” diyerek, doğrudan iş birliği öneriyor. Hamdi Tanses, bir anda kendini Dortmund Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak buluyor ancak Almanya’da kalabilmesi zor görünüyor. Bunu aşmak isteyenlerin tek kolay yolu; iltica başvurusunu vermek. Hamdi Tanses, bunu kendisine yediremiyor ve hiç bu yola girmiyor. Bunun yerine bileğinin hakkını vermeyi, alın teri dökmeyi deniyor. Müzik kursları açarak, hayatını kıt kanaat geçirmeye çalışıyor. Alman profesör Martin Geck, Hamdi Tanses’i bırakmıyor ve: “bu adam bulunmaz bir adam Almanya için.” diyerek, ağırlığını kullanıp, kendisine oturma ve çalışma izni alıyor.

 

      Hamdi Tanses, “Türkü karın doyurur mu?” yolundaki sorumuza, “Eğer siz, benim gibi türkünün orjinaline sıkı sıkıya sarılırsanız, para kazanamazsınız ve aç kalırsınız. Ama sağından solundan oynayıp bozarsanız, günümüzde kimilerinin yaptığı gibi dejenere ederseniz, bu türküler sizi uçurur.” diyor ve kendisinin türkülere sadakatni göstermek için aç kalmayı bile göze aldığını söylüyor.

 

      Tanses, Almanya’ya geldiğine pişman mı acaba? Diye soruyor yazarımız. Biraz durup düşünüyor:İlk zamanlar yaşadığım ruhsal  acılardan komalık durumlarım oldu. Kendimi çıkmazda hissederdim ancak, ne zamanki Almanlar’a türkü söylemeye başladım, ne zaman ki, Alman sanatçılarla aynı sahneyi paylaştım, o zaman işte kendimi bu ülkede bulduğumu anladım. Bu arada Türk Edebiyatı’nın mihenk taşlarından Fakir Baykurt’la yol arkadaşlığım var burada.İnanın, eğer Türkiye’de kalsaydım, sağda solda türkü söyleyen, tesadüfen bir seyircisi olan biri olurdum ancak Almanya benim kendimi keşfetmemi sağladı. Onca kitap ortaya koydum. Almanca projelerde görev aldım. Bunlar gelecekteki kuşaklar için bir kaynaktır, bir hazinedir. Almanya bana unutamayacağım dostluklar da kazandırdı.

 

      Hamdi Tanses bugüne kadar bir dizi projeye imza atmış.On dokuz kitap yazan Tanses’in çok zengin bir müzik aletleri koleksiyonu var. Yeni hedefleri de yok değil. Yirminci kitabı da yolda büyük ustanın.Hayatını anlattığı ve bugüne kadar hiç duyulmamış Ordu türkülerinin olduğu bir kitap olduğunu dile getiriyor Hamdi Tanses. Bunlardan biri de, memleketi olan ve çok sesliliğe yatkın Ordu’ya özgü derlediği bu türküleri , okuyup, dijital ortamda gelecek kuşaklara aktarmak.

 

      Bu sanıldığı kadar zor olmasa gerek. Ancak Hamdi Tanses’i tanıyanlar, onun hayatında hiç kimseden kendisi için bir şey istemediğini biliyor.Mesele, çok sevdiği memleketi Ordu olunca, belediyenin bu güzel projeyi sahipleneceğini düşünüyoruz. Hele Ordu Belediye Başkanı, sanatı, sanatçıyı ve memleketi, yerel kültürü çok seven biri olduktan sonra.Umarım bu yazımızı belediyeden birileri okur ve Belediye bu projeye kayıtsız kalmaz diyoruz.Hamdi Tanses’in projesi yaşam bulurken, türküler de o günden geleceğin sonsuzluk yoluna ilerler, barış arayan, acıları, sevinçleri, öfkeleri, mutlulukları oya gibi işleyen, Hamdi Tanses’in sesi ve sözünde Ordu türküleri…

      Büyük bir okyanus değerli dost Hamdi Tanses ,bize de bir damla akıtıyor bu söyleşi ile .Bizde değerli Ozan büyük usta Hamdi Tanses’e bundan sonraki hayatında sağlık sıhhat ve çalışmalarında başarılar diliyoruz Ulubey Yeni Dönem gazetesi olarak.

68 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın