ONUR ŞAHİN

ONUR ŞAHİN

 

Orman ürünleri alanında Ordu’da faaliyet gösteren bir firma ile isimlerinden sıkça bahsettiren, Ordu siyasetinde belirli bir yere gelmiş olmakla birlikte bir dönem ilimizde Ziraat Odası başkanlığı görevini başarı ile sürdürdükten sonra gerek ticari anlamda, gerekse siyasi anlamda bende varım diyen Onur Şahin, Ulubey Yeni Dönem gazetemizin bu haftaki konukları arasında yerini aldı. Gerek ticari, gerekse siyasi anlamdaki sohbetimizi siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

 

   1967 yılında merkeze bağlı Osmaniye köyünde dünyaya geldim. İlkokul öğrenimimi Hürriyet İlkokulunda, orta oklu merkez orta oklunda, liseyi ise Ordu Lisesinde okudum. Üniversite tahsilimi Karadeniz teknik üniversitesi iktisadi ilimler fakültesi iktisat bölümünü bitirdim. Biz en iyiyi yapma tavrımız vardır. Üniversite tahsilimi dört dönem onur belgesi alarak tamamladım. Oklu bitirdiğim dönemde birinci körfez savaşı çıkmıştı. Herkes askerliğini tecil ettirmek için araya adam sokarken biz askere gitmek için araya adam sokarak askerliğimizi erkene aldırdık. Temmuz ayında okul diplomasını alan Onur şahin Kasım ayında vatani görevini yapmak için asteğmen olarak Hakkari Yüksekova’da Jandarma sınır asteğmeni olarak görev yaptım. İyi ki o bölgede görev yaptım. Çünkü bu vatanın değerini anlayabilmek için insanların vatan kaygısının olmuş olduğu, bunun için de canların feda edildiği yerlerde görev yapması gerekir. Vatani görevimi tamamladıktan sonra 1992 yılından itibaren aile şirketimizi rahmetli babam Rahmi Şahin’den devraldığımız Orman ürünleri ve mühendislik firmamızı 4 kardeşimizle birlikte birlik beraberlik içerisinde bugünlere taşımayı başardık.

 

TİCARET YAPIPTA KÖŞEMİZE ÇEKİLEN BİR KARAKTER ÇİZMEDİK

 

   İnsanlar doğduğu yerlerde sadece yaşamak için olmamalı. Doğduğu yerlere bir şeyler katmalı, onların problemlerini taşıyabilmeli. Çözme noktasında da gayret göstermeli. O nedenle de biz 1995 yılından siyasete Milliyetçi Hareket Partisi çatısı altında yönetim kurulu üyesi olarak başladım. Teşkilattan sorumlu il başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Onun akabinde sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili olarak 2000 yılından sonra çalışmalarımız oldu. 2000 yılı itibarıyla Ordu Ziraat Odasında yeni bir çalışma ruhu başlattık. Orada Ziraat Odasının toplumda bir karşılığının olduğunu, sorunları çözüm noktasında da özel çabalarımız olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte ziraat odası başkanlığının yanında il koordinasyon kurulu başkanlığı ki Ordu’daki 18 ziraat odası başkan adına karar alma noktasında işler yaptık.

 

HİÇ BİR ZAMAN KOLTUĞA YAPIŞAN BİR İNSAN KARAKTERİ ÇİZMEK İSTEMEM

  Dört yıllık ziraat odası başkanlığım döneminde 3 dönem yılın en başarılı oda başkanlığını aldım. Bir tanesini İstanbul’da Dedeman otelde aldım ki, yılın sanatçı ödülünü Kadir İnanır bey, en iyi siyasetçi ise Ertuğrul Günay, kendim ise yılın oda başkanlığı ödülünü almıştım. Biz o süreçte en iyi performansımızı sergiledikten sonra Ulusal Fındık Konseyi yönetimine atanarak değil seçilerek geldim. Ben hiçbir göreve atanarak gelmedim. Biz bu görevlere gelirken siyasi kimliklerimizi bir kenara bırakarak geldik. Ulusal Fındık Konseyi yönetiminde görev alan 9 kişiden üçü üretim, diğer altısı ise ticari kesimi temsil eder. Ben böyle bir ortamda üst üste ikinci kez ulusal fındık konseyi başkan vekillik görevini yaptım. Bu görevi de kanunen üst üste iki kez yapabiliyorsunuz. İki dönem başkan vekilliği görevinin ardından normal bir yönetici sıfatıyla kalacağım için ulusal fındık konseyinden ayrıldım. Benim o görevi bırakmamın ardından üreticiyi temsilen hiçbir kimse başkan vekilliği görevine gelemedi.

 

BİZ ALMIŞ OLDUĞUMUZ GÖREVLERİ LAYIKIYLA YAPARIZ

   Almış olduğumuz görevleri hep layıkıyla yaptık yapmaya gayret gösterdik. Bunda da hiçbir zaman şahsi menfaat gütmeyiz. Bugün Türkiye’de 800 ün üzerinde ziraat odaları var. Biz görev yaptığımız süre içerisinde almış olduğumuz karar doğrultusunda 21 kişi bir kuruş almadan görev yaptık. Bu da Türkiye’de bir ilktir. Biz 2004 yılında kimyevi gübre satışında odamızı Türkiye dördüncüsü yaptık. Bu ödülü almak için Uludağ’a gittim.

 

HER ZAMAN ÜLKÜCÜ CAMİANIN İÇERİSİNDE OLDUK

 

   Kendimi bildim bileli hep ülkücü camianın içerisinde yar aldım. İYİ Partinin kuruluşundan bu yana harekatın içerisinde yer aldım. İYİ Partinin Ordu’daki tabana yayılışında gayret içerisinde yer aldık. Bu süreçte iki üç dönem seçim olsa da biz hep kurultay delegesi olarak görevlendirmiştir. O siyasi kimliğimizle bu görevimize devam ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisinde kurultayın engellenmesi bugünleri doğurdu. Bu engellenmenin ardından zorunlu bir ayrılık kaçınılmaz oldu. Sonrasında hepinizin malumu İYİ Parti kuruldu. İYİ Partinin tüzüğü milliyetçi bir yapıdır. Siyaseten geldiğimiz yer tabandır. Milliyetçi Hareket Partisi üst yönetiminin tutumu sonrasında bu ortaya çıkmıştır.

 

TÜRKİYENİN BEKASI AK PARTİ DEĞİLDİR

   Türkiye’nin bekası sadece siyasi bir partinin varlığına veya siyasi bir kişinin varlığına bağlı değildir. Geçmiş zamanlarda ülkenin milliyetçi değerlerine yapılanları gördük. Bu ülkede NE MUTLU TÜRKÜM diye yazılan yazılar kaldırıldı. Biz 1990 yıllarında Hakkari’nin komando denilen bir tepesindeki taşlara askerlerimize beyaz badana ile boyattığımız o taşlar bugün maalesef toplatıldı. Bu birilerini rahatsız etti. İYİ Parti burada iyi bir yol haritası çizmiştir. Hiçbir kimse ile kavga etmeden kendi çizgileri doğrultusunda gidiyor.

 

CUMHURBAŞKANI KAPI KAPI DOLAŞMAYA BAŞLADI

 

   Bugün hangi partiden olursa olsun, insanlara samimi olarak bir soru sorsanız, deyiniz ki mevcut siyasi partiler içerisinde hangi partinin oyunu artıracağına kanaat getirirsiniz sorusunu sorunuz, hep İYİ Parti diyeceklerdir. Hiç kimse AK Partinin mevcut oyunu artırabileceğini değil, mevcudu koruyacağı hedefleri var. Bu anlamda son günlerde Cumhurbaşkanı kapı kapı dolaşmaya başladı. İYİ Parti olarak biz değerlerimizden hiçbir şey kaybetmedik. Biz dün ne düşünüyorsak bugün aynısını düşünüyoruz. Sorun Milliyetçi Hareket Partisi içerisindeki arkadaşlarımızın dün düşündüklerinden vaz geçmiş olmalarıdır. Biz hiçbir fikriyattan vaz geçmedik. Değişim ve dönüşümü maalesef bizi camiadan ayrılmakla suçlayan yapıda vardır. Dünkü söylemleri ile bugünkü söylemleri aynı değil.

 

FINDIĞIN TİCARİ FAALİYETLERİNİ SAVUNACAK YAPILAR MAALESEF AZALDI

 

   Biz ulusal fındık konseyi olarak bu yapının içerisinde 6 yıl kalmış birisiyiz. Net bir şekilde bunun analizini yapabiliriz. Benim eğitimim iktisat ekonomi. Herkes bizi ziraat mühendisi sanıyordu. Ben işin ekonomi boyutuna bakarım. Bizim bu yıl geçen yıldan daha az bir rekoltemiz var.  Hatta dünya sert kabuklu konseyi bu yılki rekolte olarak 660 bin ton dedi. Değişik kurumların açıklamalarında rekolte ortalama 600-650 bin ton olarak açıklandı. Bizim geçen yılki ihracatımız 330 bin ton olarak gerçekleşmişti, bu iç fındık. Bizim iç tüketim rekoltemiz ise 100 bin tondur. Biz geçen yıl ortalama 750 bin ton fındığı harcamış bir ülkeyiz. Biz fındığın ihracatını Türkiye’den çıkışa göre yapıyoruz. Ama unutulan bir şey var, Türkiye’deki en büyük alıcı firma Ferrero hem alıcı hem de en büyük ithalatçı. Bu firmanın Türkiye’de 80-100 bin ton depoları var. İhraç edeceği fındıkları çoktan aldı, bu fındıklar Türkiye’deki depolarında duruyor. Deniliyor ki ihracat miktarları az. Hayır efendim niye az? Asıl ihracatçı fındığı aldı sadece çıkışını yapmadı. Efendim ihracat verilerini görüyor musunuz deniliyor.  Bilinçli olarak bir baskı var. Şunun altını çizmek isterim “ Biz yabancı bir yatırımcıya karşı değiliz” Bu ülkede yatırım yapanlar bizim 2 milyar dolarlık fındığımızın getirisini 3 milyar dolara çıkarabiliyor mu? 330 bin tonluk iç fındık ihracatımızı 500 bin tona çıkarsın bizim o firmaların başımızın üzerinde yeri olur. Sen benim yerli ihracatçımızdan aldığın payını büyütüyorsun. Beni üzen bazı fındık ihracatçılarının ” Bunlar olmazsa fındık elde kalır” gibi açıklamaları bizleri üzüyor.  Geçsinler bunu. Bu gibi firmalar bizim yerli firmalarımızın çalışma alanlarını daraltıyor.

 

FINDIĞIN KABUĞUNU BİLE BİZE VERMEK İSTEMEYECEKLER

   Ülkemizdeki en büyük fındık alıcısı olan yabancı bir ülkeye ait firma almış olduğu fındığın kabuğunu bize vermek istemeyecek. Almış olduğu fındığı kabuklu bir şekilde ülkesine götürecek. Fındık kabuğu ile ilgili önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Bugün fındık fabrikatörü olarak nitelendirdiğimiz ihracatçıların %70’i kırıcı pozisyonunda. Aslında bakıldığı zaman bu Türkiye açısından büyük bir istihdamdır. En önemlisi kadın istihdamıdır. Fındık fabrikalarında çalışanın % 80’i kadınlardır. Yerli ihracatçılar sessiz bir şekilde kulağıma fısıldıyor. O yabancı firmaya teşvik verilerek kendi ticaretlerini daralttığı yönünde sitemlerini duyuyoruz. Neden sessiz söylüyor” Sesini çıkardığı zaman kara listeye alınır korkusuyla kulağımıza fısıldıyorlar” Bu sesi benim milletvekillerimin çıkarması gerekir.

 

BİZ SON 10 YILDAN BERİ 50 BİN TON FINDIĞI BİLE YAĞLIĞA AYIRMIŞ BİR ÜLKE DEĞİLİZ

  Benim fındığım satılıyor arkadaşım. Kaldı ki verim düşüklüğünden kaynaklanan nedenlerden ötürü zaten fazla üretemiyorum. 50 bin ton 100 bin ton artık hayal. Şuanda fındık yetmiyor. O zaman ben bunu neden değerinde satmamayım? Birde devletin şunu iyi bilmesi gerekir. Ben fındığımız ne kadar fazla değere satarsam sen o kadar ihracat geliri elde edersin. Devlet bunu bilmesi lazım. Ayrıca TMO nun burada önemli bir misyon üstlenmesi lazım. Ben beklerdim ki rakamı 24’e rezerve etsin. Bunu edemeyecek. Zaten aldığı fındık 5 bin tonun altında. Bu rakam Perşembe ilçesinin üretiminin beşte birine tekamül eder. 2003 yılında fındık fiyatı o zamanki para ile 2500 lira iken 2004 yılında Fiskobirlik  5 milyon lira olarak fiyat açıkladığında fındık ihracatçılarının beyanatları vardır “ Bu rakamdan fındık ne alınır ne de ihracat yapılır. Fabrikaların anahtarını devlet alsın dediler” dönem sonu bakıldığında 508 bin tonluk rekoltenin 8 bin tonunu Fiskobirlik aldı, o fiyatı eleştirenler piyasada fındık bırakmadı. Bu nedenle fındık çok çok önemlidir.

 

 

11 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın