ULUBEYDE GELENEKSEL KIYAFETLER

Gurbetten Sılaya

 

Geleneksel mimari, kaybolmaya yüz tutan el sanatları derken Ulubey’de geleneksel kıyafetler konusunu da araştırmak istedim. Elbette bu konuda da Ulubey’in Ordu ve bölge kültürü ile sıkı bir etkileşim içinde olduğu aşikar. Ama hep diyorum ya mevzu Ulubey ise konularda ister istemez Ulubeyleşiyor.

 


Benim çocukluk yıllarımın bir kısmında şahitlik ettiğim Ulubey’ de geleneksel kıyafetlerin bir kısmını incelerken aslında bölge haricindeki giysi ve aksesuarlarla da etkileşim içinde olup bunlarda bir şekilde mal ettiğimizi gördüm. Araştırma esnasında sevgili İhsan Özvatan hocamdan çok değerli bilgiler aldım.

 


Geleneksel tarzda diyeceğimiz erkek ve kadın kıyafetlerin bugün folkor ekiplerince aksesuarlarla desteklenerek giyildiğini görüyoruz. Folkor elbiselerinden daha renkli ve göz alıcı bir şekilde bugün bu elbiseler halen Ulubey’de Alevi kardeşlerimizin yaşadığı mahallelerde özel gün ve gecelerde giyinilmektedir. Kadın elbiseleri elde veya varsa dikiş makinelerinde kadın köy terzileri tarafından dikilirdi. Bu makineler ayak ile çalıştırılırdı. Hatta evlenecek kızlara çeyiz olarak dikiş makinesi aldırma talebide olurdu. Bu elbiselere geleneksel kadın ve erkek elbisesi olarak kısaca değinmek isterim;

 


Ulubey’de geleneksel erkek kıyafeti yelek ve Şalvar sırmalı olarak kullanılır ve şalvara zıvga denilirdi. Belde sallama kemer deri veya vinneks ten olup başa “kabalak dolaması” denilen başlı bağlanırdı. İçe giyilen gömlek haki yakalı bir gömlekti. Aksesuar olarak ise tabaka tütünlük, köstek zincirleri, ve muska takılırdı. Ayrıca ayakkabı olarak deri yöresel çizme giyinilirdi.

 

Ulubey’de Geleneksel kadın kıyafeti ise başa çift yazma bağlanır ve kenarları güpürlü olurdu. Rengi giyilen fistanla uyumlu olurdu. Fakat bir tane mutlaka beyaz renk pullu yazma bağlanırdı. İç fistan ya da elbisenin ise etek uçları ve kol ağızları sırmalı olurdu. İç fistanın üzerine sırmalı işlemeli yelek kullanılır, belde kaytan ve kaytana bağlı peştemal ya da keşan kullanılırdı. Ayaklarında muz çorap ayakkabı olarak ise tokalı ayakkabı veya isteye göre kara lastik ayakkabısı kullanılırdı.

 


Benim çocukluğumda faal yaşantı içinde ise giyim tarzı; kadınlarda genelde basma ve kumaş etek, üzerine açık kırmızı ve beyaz tonlarda kalın çizgili peştamal bağlanır ve omuzu ve başı örtecek şekilde yöreye özgü yün atkı kullanılırdı. Varlıklı ailelerin kadınları özel dokuma Keşan peştamal bağlanırdı. Peştamal, aynı zamanda önde, fasulye, fındık toplamak için bir yük aracı olarak da kullanılırdı. Atkı ise soğuktan korunma ve bir kapanma aracı olup çene altından tutturulurdu. Ayağa ise el emeği göz nuru patik ve çetik denilen boğazsız çoraplar giyinilirdi.

 

Başörtüsü ise kenarı oyalı beyaz renk yaşmak, kenarları desenli çember ve ya eşarp kullanılırdı. Bunlar çene altından bağ yapılırdı. Ayağa yemeni, çarık, kara lastik giyinilirdi. Elbette bunlar haricinde o günün şartlarının getirdiği yeni moda elbiselerde kadınlar tarafından giyilmiştir.
Erkekler de ise giyim tarzı; külot denilen bacaktan dize kadar düğmeli ve sıkma dizden yukarı genişleyen bir pantolon giyinilirdi. Normal ve İngiliz külot olmak üzere iki çeşidi vardı. İngiliz külotun farkı ise haki renkte olup dizden yukarısı ise daha dardı.

 

Bu pantolonlar kardeşlerde Terzi Dursun, Karakoca’dan Çerkez Ahmet ve Bekir Atlı gibi terziler tarafından şal kumaş ve karakuş fininden dikilirdi. Ayağa ise nadiren de olsa körüklü çizme giyilirdi. Bu körüklü çizmenin efelerin giydiği körüklü çizmeden farkı körüklerinin çok daha geniş olmasıydı. Bir nevi yöreye uyarlanmıştı. Genelde çarık ve çapula tabir edilen biraz daha maddi durumu iyi olanların giydiği ayakkabı türü giyilirdi. Çapula’nın özelliği altı tez delinmesin diye gabara denilen başı topuzlu bir çivi çakılırdı.

 

Bu tarz ayakkabıların ustası Yolbaşından Çapulacı Yusuf Usta ve Gündüzlüden Topal Halit Usta aklıma gelenlerdendir. Çapula’nın dikişi yoktu ve ağaç çivi ile tutturulurdu. Islandıkça çivi şişer ek yerini bırakmazdı. Çarıktan sonra canik lastiği veya kara lastik denilen lastikler kullanıldı. Zamanla Çarşamba işi sivri burun ayakkabılar ve çeşitli kundura tarzı ayakkabılarda giyilen ayakkabılardandı. Pantolon’un üstüne ise çift düğmeli u yakalı cepken yelek veya tek düğmeli v yakalı yelekler giyinilirdi. Bunlar üzerine ise aba tabir edilen kalın kumaştan uzun ceketler giyinilirdi. Yelek aksesuarı zincirli köstek ve tütün tabakası idi.

 


Başta yine yöreye uyarlanmış sekiz veya altı köşeli kastek denilen şapkalar takılırdı. Çorap olarak ise Ulubey’in alt kesimlerinde düz beyaz, Ören, Başçardak, Hocaoğlu gibi mahallelerde renkli ve desenli el örmesi yün çoraplar giyinilirdi. Bugün hala bu mahallerde bu çoraplar giyiliyor ve üretiliyor. Erkeklerde günün modasına uygun elbiseler görmek mümkündü. İspanyol paça pantolon ve uzun yaka gömlekte bir dönemin popüler giysilerindendi.

 

Bugün artık Ulubey delikanlılarının nostalji olarak giydiği bu tarz giysileri geçmişte birçok bıçkın delikanlı giymiştir. Rahmetliler Çonkara’dan Hanco Temel Abi , Çukur’dan Malatyalı Rıfat Dayım, Akoluk’tan Azizağan Sarı Mustafa Abim, Dedem Temel Aksoy ve adını sayamadığım birçok kimse ömürlerinin sonuna kadar bu ekolü yaşattılar. Yüreğinize giyidiğiniz Ulubey sevgisi hiç eskimesin…

 


SAYGILARIMLA…

 

 


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın