TÜRK TARIMI VE GEÇMİŞTE TÜRK SİYASETİNE YÖN VEREN ULUBEY SEVDALISI BİR BÜROKRATIMIZ

TÜRK TARIMI VE GEÇMİŞTE TÜRK SİYASETİNE YÖN VEREN ULUBEY SEVDALISI BİR BÜROKRATIMIZ

 

Ulubey Yeni Dönem gazetemizin bu haftaki konuğu Türk tarımını geliştirmek için ülke ülke turlayan ve Türk siyasetinin duayenlerinden Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz gibi ülkemiz siyasetine damgalarını vurmuş olan bu insanlara danışmalık yapan Necdet Topçuoğlu oldu. Necdet Topçuoğlu 1954 yılında Ulubey Çatallı mahallesinde dünyaya geldi. İlk orta ve lise tahsilini Ulubey ve Ordu merkezde tamamladı. Bundan sonrasını Necdet Topçuoğlu’nun kendisinden dinleyelim.

 

   Üniversite tahsilimi Ankara üniversitesi Ziraat Fakültesinde tamamladıktan sonra Tarım Bakanlığında göreve başladım. Bu kurumda aralıksız 16 yıl çalıştıktan sonra Başbakanlığa danışman, TBMM lisine dış ilişkiler danışmanı olarak görev yaptım. Daha sonra Başbakanlık denetleme kurulunda çalıştım. O kurul Sayıştay ile birleştikten sonra 27 yıl yüksek denetleme kurulu ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 2019 yılında emekli oldum.

 

   Bunların dışında 27 ülkeye eğitim başta olmak kaydıyla seyahatlerim oldu. 1983 yılında Japonya’ya gitmekle başlayan seyahatlerim oldu. Oradan döndükten sonra tarım istatistikleri konusunda bakanlıkta çalıştım. Daha sonra İngiltere’de Riding üniversitesinde tarım ekonomisi konusunda mastır yaptım. Amerika’da bir çok eğitimlere katıldım. Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde tarım ve hayvancılık konularında çok sayıda çeşitli toplantılara katıldım. Bunların dışında kariyer olarak 1999 yılında yüksek denetleme kurulundan ayrılıp Tarım Bakanlığında müsteşar yardımcısı, bir yılda müsteşar vekilliği yaptım. Sonrasında kendi isteğim ile yüksek denetleme kuruluna döndüm. Orası da Sayıştay ile birleştikten sonra oradan ayrılmadan uzman denetçi olarak emekli oldum.

 

 

YANLIŞ EĞİTİM POLİTİKASI NEDENİYLE KÖYLER BOŞALDI

Tarım denilince önce toprak lazım. İkinci olarak da toprakta tarımı yapacak çiftçi lazım. Sonrasında ise girdiler lazım. Toprak konusu miras yüzünden hep parçalandı. İnsanlar parçalanan arazilerden kazanç sağlayamadıkları için o arazileri ekmek istemedi. Çiftçiliği terk eden çok sayıdaki köylüler şehirlere göç ederek AVM lerin müşterileri oldular. Çoğu işsiz ama şehrin köşelerinde kalmayı tercih etti. Kastamonu şehir fabrikasını denetlerken bir arkadaşım bana beyefendi bana yardımcı olur musunuz dedi. Kendisine ne konusunda olduğunu sorduğumda çocuğunu evlendiremediğini söyledi. “Köyde durduğumuz için bize kız vermiyorlar. Köyde bize gelin gelecek olan elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacak ama yine gelen olmuyor” dedi. Şehirde kapıcının hanımı olmak, kucağında çocukla komşusunda sohbet emek, dedi kodu yapmak istiyor. İnsanlar üretimden kopmuş. Bunu söyleyen köylü. Köyde de neyin ne olduğunun bilincinde. Bunu kendi ilimize yansıtacak olursak son 10-15 yıl içerisinde müthiş bir kentleşme oldu. Köylerdeki insanlar koşarak şehirlere geldiler. Bu vesile ile köyler boşaldı. Buna hükümetlerin tutumları da yardımcı oldu. Köylerdeki okulları kapattılar, taşımalı eğitime geçtiler. Köylerde öğretmen kalmayınca aileler çocuklarının tahsili için büyük şehirlere gidince köyle boşaldı.

 

 

TOPRAK İNSANLARI HİÇ BİR ZAMAN ZENGİN ETMEDİ

Bizim bölgemizde mono kültür dediğimiz tek ürün olan fındık söz konusu. Eskiden köylerde fındık ağaları vardı. Araziler bütündü. O araziler bölündü torunlara gelince o araziler torunları geçindirmedi. Bilhassa sizin yörelerde, sizin soyadınızı taşıyan kişiler fındık ağalarıydı. Onların 100-200 kişi ile aylarca fındık toplattıklarını duyardık. Makinalaşma yoktu, alet ekipman yoktu. Bu işler tamamıyla iş gücü ile yapılırdı. O toprak insanları hiçbir zaman zengin etmedi. Topraktan zengin olan ne bir vatandaş, ne bir şahıs ne de bir devlet yoktur. İşin zenginleşme kısmını sanayileşmekte aramak lazım. Toprak sanayi ile bir yere kadar at başı gider, sonrasında tarım o ülkenin insanlarını beslemek için var olmalıdır, ondan sonrasını kalkınmayı sanayileşmekte, ticarette aramak lazım.  Türkiye bunu kaçırdı. Tarımda, sanayide kalınmayı kaçırdı.

 

 

HER ŞEYİN BAŞI EĞİTİMDEN GEÇİYOR

  En son elinde iletişim sektöründe bir imkan vardı onu da kaçırdı, kaçıracak gibi. Bu konuda bazı atılımların olduğunu görüyoruz, bu konuda çok kötü değiliz. Bilgisayarda değil de yazılım konularında yurt dışında önemli isimlerimiz var. O beyin göçünü Türkiye ye alabilsek, o işi tersine çevirebilsek dünyadaki para stokundan ülkemize para getirme şansımız olacak ama her şeyin başı eğitimden, kaliteli eğitimden geçiyor.

 

 

PROFESYONEL OLARAK HİÇ BİR PARTİM OLMADI

  Uzun yıllar siyasetin içerisinden gelmeme rağmen profesyonel olarak hiçbir partim olmadı. Ama görev yaptığım süreçler içerisinde çok sayıda partilerden isimlerle çalıştım. Bu işin başlangıcı Anavatan Partisi ile başladı. 1983 yılında Japonya’dan döndüğümde Hüsnü Doğan bey Tarım Bakanı olmuştu.  Beni çağırdılar dediler ki ” Seni parlamentodan sorumlu dış ilişkiler danışmanı yapacağız” dediler. Daha 6 yıllık bir hizmetim olmasına rağmen bu teklif karşısında çok şaşırmıştım. Görev olarak bu danışman ne yapar dediğimde “ Benim meclisteki gözüm kulağım sesim olacaksın, yazılı sözlü soruların cevaplarını hazırlayacaksın, mecliste de komisyonları takip edeceksin” dedi. Başlı başına yüklü bir iş. Kendisine sayın bakanım” Ben Atatürkçü, Cumhuriyetçi bir adamım. Siz Milli Selamet kültüründen geliyorsunuz, sonrasında yarı yolda kalır mıyız, o yüzden açık oynayalım, açık yaradan zarar gelmez dediğimde “ Evet bize aydın bir Cumhuriyet çocuğu lazım, biz meclise gönderiyoruz camiye göndermiyoruz “ dedi. Meclise gideceksin bizi oradan temsil edeceksin dedi. Senin görüşün ayrı olabilir, o senin yanında kalsın. Ama bize senin hükümlerin temsilin lazım. Sen oradasın ben arkandayım dedi.

 

 

NABİ POYRAZ GİBİ BİR AĞABEYİ TANIMIŞ OLMANIN GURURUNU ONURUNU YAŞADIM

 Ben 5 yıl mecliste görev yaptım. Bu süreç içerisinde hem şehrim, ağabeyim Nabi Poyraz gibi birisini tanımış olmanın onurunu gururunu yaşadım. Onunla çok güzel anılarımız oldu. O dönemlerde Ulubey Belediye başkanı olan ve arkasında çok defa namaz kıldığım Mehmet Çelenk başkanımız o süreçte Ankara’ya geldi. Nabi bey ile birlikte bakanlığa gelerek beni ziyaret ettiler. Bize top sahası lazım dediler. “ Sayın müftüm ilk okulun düzünde çok cam kırdım, bu konuda sizlere yardımcı olmak isterimde nereye top sahası yapacaksınız? Ulubey de top sahası yapmaya yer yok ki” dedim. Yukarı da çorak düzü diye bir yer var dedi. Ben de orasının neresi olduğunu bilmiyorum. Sen bu konuda bize yardımcı ol biz burayı Orman Bakanlığından istiyoruz dediler. Ben bu konuyu Hüsnü Doğan beye anlattım. Kendisi bana “ Necdet sen en yakınımızda olan birisisin, bunu yapmamız lazım” dedi. Sen Ormanın müsteşarı Nevzat Durukan’ı, genel müdür Mehmet Ali Karadeniz’i çağır bir konuşalım dedi. Görüşmeler neticesinde Hüsnü beye” Efendim orası olmaz çünkü orası orman arazisi” dediler. Hüznü bey de kendilerine “ Siz orayı açsanız, oraya orman deposu yapsanız olur mu olur. Tamam o iş için yapacaksınız ama o alana kereste depolamayıp çocuklara top sahası yapacaksınız, onlara orada top oynayacaklar “ dedi. Müsteşar Nevzat bey olur efendim dedi. Hüsnü bey bu kez siz araziyi verecektiniz şimdi makinalarla oraya top sahası yapacaksınız” Müftü top sahası istiyor top sahası” dedi. Emekli olduktan sonra geçtiğimiz Şubat ayında babamın cenazesinde Mehmet Çelenk bey koluma girerek “ Vakit namazı kılıyor musun dediğin de, abdestim var efendim” dedim. Yanımızda Cumhur Çuhadar’da vardı. Camide namazı kıldıktan sonra “ Cumhur efendi yukarıda top sahası var ya işte o top sahasını Necdet efendi sayesinde kurmuştuk” dedi. Bu caminin avizelerini de bugün vefat eden hacı yaptırmıştı dedi.

 

NABİ BEYLE ÇOK BÜYÜK HATIRALARIM OLDU

   Bir gün kendisine “ Bana çok eleştiriler geliyor, senin milletvekili hiç kürsüye çıkmıyor diyorlar dedim. Necdet, Hüsnü Doğan’a konuşma yazıyorsun, bir konuşma da bana yaz gündem dışı çıkıp konuşayım” dedi. Yalnız benim kalbim sıkıntılı, ben meclisi açtırayım orada bir prova yapalım dedi. Bende kendisine tamam Nabi abi dedim. Ordunun altyapısı ve fındık üzerine dört sayfalık bir konuşma hazırladım. Meclisi açtırdı. Ben kürsüye çıkarak “ Ordu milletvekili sayın Nabi Poyraz gündem dışı konuşmalarını yapmak üzere söz almış bulunuyorlar, buyur sayın Poyraz dediğimde merdivenlere takılarak yere düştü, ayağa kalkarak “ Oğlum ben boş mecliste heyecanlanıyorum, dolu mecliste nasıl konuşurum? Kim ne derse desin ben hizmetimi yaparım. Yeminden yemine kürsüye çıkarım diyerek yazdığım metni yırtıp” atmıştı. Hiç önemli değil efendim demiştim. Kendisiyle unutamayacağım güzel bir anımız olmuştu. Hastalığını geç duymuştum. Beni arayarak “ Ölsek haberiniz olmayacak. Benim en yakınımdaki dostumsun “ demişti. Allah kendisini nur içerisinde yatırsın. Bu vesile ile de kendisini anmış olduk.

 

 

DEVLETİN YENİDEN YAPILANMAYA İHTİYACI VAR

   Devletin temelleri sarsıldı, çok değişiklikler oldu. Parlamenter sistemden son Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilince kurumsallaşamamak yasalar adeta yok oldu. Adeta devletin içerisi boşaltıldı. Dolayısıyla devletin yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Bunu çoğu genel başkan ifade ediyor. Buna anayasadan başlamak lazım. Eğer devletin yeniden yapılanması konusunda yeniden bir kurucu meclis kurulursa, anayasayı yapalım derlerse o gün yaşıyorsam beni kurucu meclise gönderin. Yeniden 50 maddelik yeni bir anayasa yapalım. Türkiye’yi yeniden yapılandıralım derim.

 

 

GEÇMİŞTE DE GELECEKTE DE AKTİF SİYASETİ HİÇ BİR ZAMAN DÜŞÜNMEDİM

  Siyasette sadece görüşlerimden, tavsiye ettiklerimden gençler istifade etsin ben onların arkasında olayım siyaseti onlar yapsın. Biz onların enerjilerini kullanalım. Bugün mezarlıklar “ Ben olmazsam olmaz “ diyenlerle dolu. Bu nedenle bilgiyi ne kadar paylaşıp, enerjiyi gençlere yayarsak , hiç kıskanmadan fesatlık etmeden onların ayaklarından çekmek yerine omuz verirsek Türkiye’yi daha iyi yerlere getiririz. Hep ben deyip koltuklara yapışan adamlar yüzünden ülkemizin ne hale geldiğini hepimiz görüyoruz. İnsanların kendilerini aşmış olması lazım. Şahsım Türkiye’nin yaşayan en deneyimli bürokratlarından bir tanesiyim. 65 yaşından önce kimse kolay kolay emekli edilmiyor. Şahsım yüksek yargı güvencesine sahip olduğum için kaldım. Bu süreçlerde çok büyük deneyimler elde ettim.

 

 

HER SİYASİ GÖRÜŞLE ÇALIŞTIM

   Meslek yaşantım sürecinde her siyasi görüşle çalıştım. Anavatan partisiyle, Doğruyol partisinde Süleyman Demirel’in hem danışmalığını hem de özel kalem müdürlüğünü yaptım. Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ile çalıştım. Rahmetli Erbakan ile çok güzel projelerle çalıştım. Sonrasında Sayıştay’a geçince yüksek yargı olarak siyasetten tamamen kopmak zorunda kaldık. Kendimizi denetimin bağımsız olan tarafına çektik. Siyaseti gençlere bırakmamız lazım.

 

 

BELEDİYE AYNI BİR APARTMAN GİBİDİR

   Bu konuyu basite indirerek anlamak istiyorum. Apartmanının bir temeli bir de yukarıda gördüğünüz üst yapısı vardır. Belediyelerde bunun gibidir. Belediyeciliğin görünmeyen bir alt yapısı bir de üst yapısı vardır. Öyle başkanlar var ki altyapıyı hiç görmez, üst yapıyı makyajla yıllarca götürürler. Bu belediye başkanları gelecek seçimleri düşünen belediye başkanlarıdır. Halbuki geleceği düşünen belediye başkanları işe ilk önce şehrin altyapısından başlaması lazım. Görevim gereği çok sayıda ilçelere katkım olmuştur ama kendi ilçem olan Ulubey’e hatırı sayılır katkım olmamıştır. Çünkü bizlerden talepte bulunulmamıştır. Bizlerden talep olmuş olsaydı bazı şeyleri biz ilçemize yağdırırdık. Kulakları çınlasın Seyit Torun ile az da olsa güzel iş birliklerimiz olmuştur. Bizlere olan talepleri karşısında duyarsız kalmadık kalamadık.

 

 

 PİSLİK ÜZERİNDE OTURUYORUZ

   Bugün ilçemizin kanalizasyonu yok, pislik üzerinde oturuyoruz. Batıda kuz köy deresine, doğuda da say dereye evsel atıklar, katı atıklar, deterjanlı sularımız doğayı kirletmeye devam ediyor. Öncelikle Ulubey’in altyapısını çağdaş bir altyapı sistemine kavuşturacak bir belediyecilik olması lazım. Bunun kredisini bulmak adına yardımcı olurum. Genç arkadaşımız çıkar enerjisini kullanır bizde arkasında dururuz. Bu vesile ile Ulubey’imizin kanalizasyon işini hallederiz.

 

 

YAPILAN YANLIŞLARI GÖRÜPTE SÖYLEMEZSEM GÜNAHKAR OLURUM

  Bir arkadaşımızın Ordu-Ulubey arasındaki yol yapımı ile ilgili olarak paylaşımlarını hayretler içerisinde izledim. Kara fındık fabrikasına gelene kadar yığınlarca hataları gördüm. Kendi ilçem olduğu için eleştirmedim. Fabrika ile hastaneden sonrasının duble ve viraj sız olması lazım. Sağlı sollu atılan fore kazıkların olduğu yerde viraj olmaz. Bu teknik olarak olmamalı. Çakılan fore kazıklarının üçte biri sert zemine girmiyorsa heyelanları önleyemezsin. Kendim 9 yıl Karayollarının hesaplarını denetledim. Yapılan yanlışları görüyorum. Kendi ilçeme yapılan yok konusundaki yanlışları görüp de söylemezsem günahkar olurum. Bunda kul hakkı var. Yapılan yanlışları ben söylemezsem kim söyleyecek? Karayolları bölge müdürü Erzurum’dan yeni tayin olmuş, bir arkadaşımın aracılığı ile kendisine ulaştım.” Ben Ordu’ya yeni geldim, ben oraya gidip o virajı inceleyip düzelteceğiz. Yeter ki şu kamuoyunu üstümüze salmasın” Karayolları bölge müdürü Trabzonlu, bir yerlere gidemiyor. Necdet beyi de takip ediyor. Bunları duymuş “ Bize bir fırsat tanıyın” Tamam kardeşim bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil üzüm yemek.

 

 

FORE KAZIKLAR YOLUN ÜSTÜNE DEĞİL ALTINA ATILIR

Yolların kenarlarına maliyetleri 10-15 biner lira değerinde olan yüzlerce fore kazıklar çakılmış. O yolların sağlam olabilmesi için fore kazıklar yolun üstüne değil altına atılır. Yol üzerine bir tane hastane yapılmış, yanına da bir tane lojman. Fındık fabrikası var yanında da bir tane lojman. Oraların faaliyete geçmesiyle birlikte oralar küçük birer yerleşim yeri olacak. Bu nedenle Ulubey’e gidiş geliş olacak. Özellikle Salı ve Cuma günleri insanlarımız ilçeye yaya olarak gidip gelecek. O yolun kenarlarına yaya yolu yapılmazsa insanların yaşam güvencelerini nasıl sağlayacağız. Bunları düşünmek lazım. Bölgemiz eğimli yerlerden oluşuyor. İnsanların evleriyle olan bağlantılarını kestiler. Bu alanın tekrar kontrol edilerek düzeltileceği kanısındayım.

 

 

ULUBEY GİBİ KÜÇÜCÜK BİR İLÇEDE TRAFİK SORUNU OLMAYA BAŞLADI

    Son zamanlarda sizlerin de dikkatini çekerdir Ulubey’de trafik sorununun olduğunu görüyoruz. Bunları belediye, bunları halk ile konuşmayacağız da kimlerle konuşacağız. Halkı bilinçlendirmeyeceğiz de bunları kimlerle konuşacağız? Bunları Ulubeylilerin aleyhine konuşmak için söylemiyoruz. Siz hiçbir şey söylemeyin ben belediye binasında oturayım. Bu böyle olmamalı.

 

 

MİTHAT TORUN VE BİLAL KALAY İLE ÇOK GÜZEL DOSTLUKLARIMIZ VARDI

   Rahmetli Bilal Kalay ve Mithat Torun ile üniversite yıllarımda güzel dostluklarımız vardı. Bilal Kalay beni rüzgarlı sokaktaki Gönç Palas oteline çağırırdı. Benimle sohbet ederek benim görüşlerimden fikir alırdı. Farklı görüşler insanların işlerine yardımcı olur. Bir konuya tek pencereden bakılırsa kör olunur, gerçekleri görmek zorluk çekilir. Mithat Torun hamam yaptırıyor. Orada da Cambazoğo Ahmet amcanın kereste atölyesi var, bizim de zaman zaman top oynadığımız bir yer. Beni yanına çağırarak “ Necdet sen bizim genç jenerasyonlarımızdansın, ben bu alana hamam yaptıracağım bu konuda ne dersin” dedi. Ben de kendisine “Mithat abi buraya hamam yaptırmaktan ziyade ilçemizde iki tane cami var bu camilerin avlusunda namaz kılmaya yer yok “ dedim. Bugün çoğu cenaze namazlarının belediye meydanında kılındığını görüyoruz. Rahmetli Bilal Kalay’da tam Ulubey meydanına belediye binasını yaparken, kendisine “ Bilal abi ben olsam belediye binasını Ulubey’e hakim bir yere yaparım. Belediye başkanı belediye binasında oturduğu yerden veya balkondan ilçeyi görebilmeli.

 

 

ORDU GİBİ BÜYÜKŞEHİRİN ULUBEY ARKA BAHÇESİDİR

    Ulubey 586 metre rakımlı hava alma yeridir. Yol bitmek üzere Ordu Ulubey arası ben diyeyim 15 dakika siz deyin 20 dakika. Bir insan Kızılay’dan Batıkent’e 45 dakikada gidiyor. Ankara’nın batı kentinden Ulubey Ordu’ya daha yakın. O zaman Ulubey’in gençleri Ulubey’den kaçacağına Ulubey’i ihya ederek Ulubey’i Ordu’nun arka bahçesi yapar. El işleri, el sanatları, çeşitli alışveriş merkezleri yapılarak Ulubey Ordu’nun arka bahçesi yapılır. Böyle bir ilçe böyle bir ekonomi ile gelişip kalkınabilir. Orada bir fındık fabrikası var, aşağına bir silah fabrikası var. İyi niyetler var fakat sürdürüle bilinirliği yok. Şimdi bunları geliştirmek lazım. Bunları sürekli desteklemek lazım. Ulubey’in meslek yüksek okulu var, bu meslek okulları gençlere işsizlik sertifikası veriyor. Mezun olanlar çok iş yok.

 

 

ORDUDA ZİRAAT FAKÜLTESİNE GEREK YOK

 Ziraat fakültesi çoklu üretim yapılan bölgeler için uygun olabilir. Ama mono kültür fındık için ziraat fakültesi yanlış bir tercihtir. Buraya Orman fakültesi olmalıydı. Orman endüstri fabrikası olmalıydı. Yeri de buradaki orman işletmenin stadyumun orada bir yere yapılabilin irdi.  Böyle bir fakülte isteyebilirdik. Lobimiz olmadığı için isteyemedik. Zengin adamımız, Ankara’da bir bürokratımız, bütçeden para dağıtılan bir yerde çok etkili bir siyasetçimiz yok. Bir Cemal var deli dolu bağırıp çağırıyor. Belki iyi niyetli ama böyle olmuyor. Siyasetçi, iş adamı ve bürokrat üçlüsü sac ayak olarak bir lobi oluşturacak.

 

 

ORDULULAR TAYİNDEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMEZ

   Süleyman Demirel bir gün dışarıdan geldi. Kendisini protokol kapısında karşıladığım bir esnada bana dönerek “ Müdür içeride kimler var diye sorduğunda efendim Giresun ve Ordu heyeti var dedim. İlk önce sizin Orduluları içeri alıp onları bir uğurlayalım. Sen müdür olduğun için değil tayin nakil ister başka bir şey istemezler onları yolcu edelim gitsinler. Giresunlular yatırımcıdır onların işi uzun sürer onları ikinci plana alalım “ dedi. Demirel ile odasına varıncaya kadar üzüntümden dizlerimin bağı çözüldü. Düşünebiliyor musunuz Türkiye’nin başbakanı Orduluların Ankara ya yatırım değil de  tayin ve nakil işleri için geldiklerini biliyor.

 

 

356 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın